AnasayfaFirma Rehberi Hal RehberiSeri ilan Foto Galeri Web TV RssYazarlarE-GazeteWebmailİletişim 19 Ocak 2018 Cuma 01:35
İLÇE BİLGİSİKURUMLARMAHALLİ İDARE MYOEĞİTİMSAĞLIKULAŞIMSANAYİESNAFLARHAL FİYATI
ELMALI HAVA DURUMU
ELMALI
ELMALI’DA YEDİ ÇINARLAR

Çınar; Farsça bir kelime olup Güncel Türkçe Sözlükte; iki çeneklilerden, 30 metreye kadar uzayabilen, gövdesi kalın, uzun ömürlü, geniş yapraklı bir ağaç.

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nde çınar; çam ağacı, dişbudak, akasya.

Biyoloji Terimleri Sözlüğünde; çınargiller (platanaceae) familyasından, süs bitkisi olarak her tarafta yetiştirilen, büyük, gösterişli ağaçlar.

Çınar, Diyarbakır iline bağlı ilçelerden biri.

Çınar; 1. Uzun boylu, kalın dallı, uzun ömürlü bir ağaç. 2. Dayanak, destek, güç alınan kimse, güçlü kimse.

Çınarın anavatanı Kuzey Amerika, Avrupa'nın doğusu ve Asya'dır. Çınarlar ormanlardan daha ziyade dere, ırmak ve nehir yataklarında bulunsa da esasen süs bitkisi olarak yetiştirilir. Bunlar su başlarında, büyük çayırlık ve mesire yerlerinde gölge ağacı olarak dikilmektedir. Yaprakları tozdan ve gazlardan fazla etkilenmediklerinden büyük endüstri şehirlerinin caddelerinde, park ve bahçelerde fazla görünmektedir.

Genç yaşlarından itibaren genel olarak hızlı bir büyüme yaparlar. Uzun ömürlüdürler. Yaşlı çınarlar zamanla içleri çürüyüp boşaldığı halde yaşamlarını sürdürürler. Kütük sürgünü verme özellikleri vardır. Yetiştirilmeleri tohum ve yarı odunsu çeliklerle olmaktadır.

Çınar odunundan, alet sapları, fıçı, çit kazığı yapımında ve mobilyacılıkta faydalanılır. Ayrıca tanen ( Birçok bitkisel maddede bulunan, deri tabaklamada, hekimlikte kullanılan, tadı buruk bir madde.) içeren kabukları kabız yapıcı ve ateş düşürücü olarak içten, antiseptik olarak da dışarıdan kullanılır.

Türkiye'de doğal olarak yayılış gösteren tek tür, doğu çınarı (Platanus orientalis)'dır. Dünya’da 13 çeşidi bulunmaktadır.

ÇINAR AĞACI VE OSMANLI DEVLETİ

“Şehirlerin hatıralarını asırlar boyu canlı tutan ağaçlar mevcuttur. Ah o ağaçlar bir dile gelseydi neler neler anlatırlardı. Yüzlerini ve seslerini merak ettiğimiz nice hükümdarların, şairlerin, âlimlerin ve kahramanların ve tarihi olayların görgü şahididir onlar. Bazen mahallelere köylere ve semtlere adlarını verirler; Çınarlı, Başsöğüt, Kavak, Söğüt, Söğütçük…

İnsanlık tarihi kadar eski ağaç ile ilgili menkıbe, kıssa, efsane mevcuttur. Hz. Adem’in avret yerlerini örten incir ağacı, Hz. Musa’nın soğuk ve yağmurlu günde ateş ararken Tur dağında gördüğü Seçer, Oğuz Ata’nın bir göl kenarında gövdesinden dünya güzeli çıktığı söğütten, Osman Gazi’nin bağrından çıkıp yeşererek alemi kaplayan çınar, Peygamber Efendi’mizin (SAV) bir sözü üzerine mucize eseri hareket eden hurma ağacı…. “    (A. Selçuk ÖZTÜRK)

-“Kültür tarihimiz incelendiğinde ağaçlarla ilgili birçok inanışa sahip olduğumuz, ağaçlara ayrı bir önem verdiğimiz görülecektir.
Çınar ağacının Türk toplumu ve Osmanlı Devleti için apayrı bir değeri vardır. Osmanlı devletinin kuruluşu sırasında Osman Gazi’nin Şeyh Edebali’nin evinde gördüğü rüyayı bilmem hatırlar mısınız?
Osman Bey rüyasında: Koynuna bir ayın girdiğini ve o anda göbeğinden bir çınar ağacının çıkarak gölgesinin dünyayı kapladığını, gölgesinin altında dağların olduğunu, dağların dibinde suların çıktığını, kiminin bu sulardan içtiğini, kiminin bahçesini suladığını kiminin de çeşmeler akıttığını görür. Osmanlı Devleti’nin tarihi bu rüyada gizlidir. Türk milleti Anadolu’ya diktiği bu ulu çınarla asırlarca insanlara adalet ve hoşgörü suyu dağıtmıştır. Denilebilir ki bu şifalı suyun tadını işitmeyen ne bir devlet, ne bir insan, ne de bir canlı kalmıştır.
Çınar ihtişamlı ve uzun ömürlü bir ağaçtır. Bu haliyle maziyi istikbale bağlar, insanlara sabırla yaşamayı öğretir. Beraber yaşamanın ve birbirine yararlı olmanın zevkini verir. Osmanlı devleti de ulu bir çınar görünümünde, ihtişamlı ve uzun ömürlü bir devlettir. Bu çınar kökleriyle, ayaklarıyla mazinin derinliklerine basarak oradan aldığı güçle dallarıyla, kollarıyla geleceği kucaklamıştır. Ve bu çınar, onlarca millete birlikte yaşamanın ve onlara yaptığı hayırlı hizmetlerin verdiği zevk ve heyecan ile yaşadı asırlarca…
Çınar ağacı ile ilgili şöyle bir hikâye anlatılır: Güngörmüş, yaşlı bir çınar asırların verdiği tecrübe ile tevazu vadisinde tek başına yaşarmış. Bir gün dibinde bir kabak bitmiş. Çabucak büyümüş. Dallarına sarmaş dolaş bir halde ta tepesine kadar çıkmış çınarın. Çınar mütevazı kişiliğinden ödün vermeden koruyup kollar onu. Kabak densizin biridir, şımarıktır da. Kemale erdiğini zannettiği bir günde:
Görüyor musun ben kimim? Devlet ve ikbalim var. Şansımın da yaver gitmesiyle çabucak büyüdüm ve hatta sana hâkim duruma geçtim der. Çınar onun bu küstahlığına sabreder, bir mevsimlik saltanatına bıyık altından gülerek lisan-ı hal ile: Vakt-i hazanda görürsün, demekle yetinir.
Osmanlı devleti de bu hikâyedeki çınar ağacı gibi devletler içinde mütevazı bir hayat sürmüştür. Koynunda büyüttüğü nice devletler gün gelmiş varlığını borçlu olduğu bu mütevazı çınara sultan kesilmişler, densizlik etmişlerdir. Bu densizliklerini çınar gibi bıyık altından gülmekle yetinmeyen Osmanlı devleti onlara hadlerini de bildirmiştir. Zaten mütevazı olmak haddini bilmek ve haddini aşanlara hadlerini bildirmek demek değil midir?
Çınarın dibine döktüğü sarı yapraklar gün oldu toprağa karışarak gıda oldu kendisi için. O gıdadan aldığı güç ve kuvvetle devam ettirdi hayatını yıllarca… Osmanlı devleti de himayesinde bulunan devletlerden aldığı sarı sarı altınlarla reayasına yol, çeşme, hamam, imaret yaptırdı kendisine gıda olsun diye. O gıdadan aldığı güçle nice savaşlar kazandı, nice meyveler verdi, gücüne güç kattı ulu bir çınar edasıyla…
Gün gelir çınar ağacı yapraklarını döker, dünyadan el etek çeker, içini yemeye başlar. Osmanlı devleti de sonsuza dek yaşayacak değildir. Bir gün kanıyla aldığı toprakları o da ağaçtan yaprağın hafif bir rüzgârla düştüğü gibi kaybedecektir kolayca masa başlarında… Dışarıdan düşmanlar çınar yapraklarını döksün diye zoraki rüzgâr estirirken, içerden de kendi evlatları ateşe vermişlerdi onu.
Yanan ağacın yeniden büyümeyeceği muhakkaktır. Ama onun ihtişamı tarihin derinliklerinde unutulmayacak bir iz bırakmıştır. Hem ismi hem de kendisi ihtişamlı bir ağaç ve devlet. Kaderleri birbirine ne kadar benziyor değil mi?” (Milli Gazete-Alp KISA)

ELMALI’DA YEDİ ÇINAR

Antik çağdan bu yana kesintisiz bir yerleşime kucak açan Elmalı çeşitli kültür ve uygarlıkların izlerini bağrında saklar. Coğrafi konumu bakımından da bölgede merkezi ve önemli bir yer işgal eder.

Çınar deyince Elmalı’da Yedi Çınar akla gelir. Bir zamanlar edebiyat Öğretmeni İbrahim DOĞAN hocamın gayretleri ile bu adla bir dergi çıkarıldı. Ama Yedi Çınar sadece bir derginin adı değil, Elmalı’da tarihin, medeniyetin, tabiatın, insanlığın özüdür. Ketencizade Ömer Paşa Balkanlar’da kazandığı bir savaş sonunda elde ettiği ganimetlerle Elmalı’ya bir camii ve külliye yaptırır, dikilen çınarları da yine Balkanlar’dan getirdiği rivayet edilir. Peki, bu adı geçen Yedi Çınar bugün dimdik ayakta mıdır, yoksa ne haldedir? Elmalı’nın yaşayan tarihi Çınarlarından 1924 doğumlu Baratalı Ahmet Amca bize Elmalı’daki Yedi Çınar’ın yerlerini ve bir tanesinin hikayesini şöyle anlatmaktadır:

Birinci Çınar: Pınarbaşı’ndaki Vahab-ı Ümmi Hazretlerine serinlik veren, adeta Vahab-ı Ümmi’nin adresi burasıdır diye bizlere çok uzaklardan haber veren, bugün içinden sular akan, görkemli ağaç.

İkinci Çınar: Yine Pınarbaşı’nda birinci çınarın hemen aşağısında Karapınar’ın kaynağının bulunduğu Melli Mescidi ile Gülenay Balık lokantasının ortasında kalan kısımda idi, kesildi. Fakat saçakları yeniden filizlenerek bulunduğu bölgeyi şenlendirmeye başladı.

Üçüncü Çınar: Abdullah Ekiz Rahmetlinin evinin yanında, Çaybaşı Mescidinin karşısında ve Halit Hoca Köşkünün çevresinde (orada eskiden değirmen vardı) bulunmaktaydı. Kesildi ama yine de yeşermeye devam etmekte.

Dördüncü Çınar: Yeni Camii’nin (Tahta Mescit) hemen bitişiğinde idi. 1960 yıllarda kesildi. O kadar ulu bir çınardı ki; herkes bu ağacı kesmeye cesaret edemezdi. Şalilerin Galip Amca o zaman yetişilemeyen yerlere yetişen, ulaşılamayan yerlere ulaşan birisi olarak, önce bu çınarın büyük kolunu kesti, Tahtalı Hamamın duvarlarına zarar vermesin diye. Dördüncü çınar bugün yaşamıyor ama onun büyük kolunun hikâyesi ilmi bir gerçekliği olmamakla birlikte hâlâ dillerde dolaşıyor.

Bilindiği gibi Şehzade Korkut (Korkuteli’ye adını veren Şehzade) Sultan İkinci Bayezid’in oğlu, Yavuz Sultan Selim’in ağabeyidir. 1502’de merkezi Antalya olan Teke Sancakbeyliğine gönderilir. Yavuz Sultan Selim, ağabeyinin fikrini öğrenmek için, bazı devlet adamlarının ağzından padişah olmasını arzu eder tarzda mektuplar yazdırdı. Şehzade Korkut’un, mektuplara müspet cevaplar vermesi üzerine, Bergama yakınlarında yakalanan Korkut, Bursa’ya götürülürken Emet yakınlarında Eğrigöz’de öldü (1513). Bursa’da Orhan Gazi Türbesi civarında defnolundu. Fakat hikâye buya; Antalya’da Sancak beyliği görevinde iken padişah olma niyeti ortaya çıkınca Yavuz Sultan Selim ağabeyinin ortadan kaldırılması için Osmanlı ordusunu harekete geçirir. Şehzade Korkut bunu haber alınca atına bindiği gibi Toroslara doğru kaçmaya başlar. Dinlenmek için atını dışarıda bırakarak, bir mağaraya sığınır. Çoban biri  onun mağaraya sığındığını görür. Kendisini takip eden asker, atını bulur ve eyer takımı saray malzemesi olduğu için hemen tanınır. Çoban da mağaranın yerini gösterir ve Şehzade Korkut kıskıvrak yakalanır. Osmanlı’da Hanedan’dan birisini ihbar edenin sonu da idamdır diye anlatılır. İşte bu çoban kaça kaça Elmalı’ya kadar gelir ve yakalanır. Bugün Sancakdibi olarak bildiğimiz yerde, dördüncü çınarın büyük koluna asılarak idam edilir. (Ahmet Baratalı Amcadan rivayet)

Beşinci Çınar: Elmalı Halk Kütüphanesi’nin arkasında idi. Şimdi yok.

Altıncı Çınar: Ketencizade Ömer Paşa Camii’nin önündedir. Yıllara ve olaylara meydan okuyarak halen ayakta durmaktadır.

Yedinci Çınar: Karyağdı Camii’nin yanındaki çınardır.

Kesilenlerin yerlerinde şimdi yeller esiyor. Umarız kalanlara bir şey olmaz. Fatih sultan Mehmet, Topkapı Sarayı’nı inşa ettirirken yaşlı bir çınar ağacı görmüş. Çürümeye yüz tutmaya başlamışsa da ağacın gövde çapının azameti ve gövde üzerinde uzanan birkaç cılız dal yüzünden sarayın bahçesini çınar ağacının bulunduğu tarafa düşürmüş.

Peygamber efendimiz “Kıyamet koparken dahi elinizdeki fidanı dikin.” buyuruyor. Bir şehri güzel kılan o mekânın yaşanılır olmasını sağlayan bitki örtüsüdür. Şehrimiz, insanların fazla kazanma hırsı yüzünden beton yığınlarına dönüştü. Acaba yaşlı bir çınarın kesilmemesi için sarayının yerini değiştiren Fatih kadar bu konuya hassas mıyız? 

Recep AKALIN (Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni)

Katkılarından dolayı Süleyman CEYLAN ve Muharrem DEMİR’e teşekkürler.

 
3238 Kere Okundu

BATI AKDENİZ WEB YAZILIM
DETAY
BAYAR MERMER FABRİKASI
DETAY
ALBAYLAR ELEKTRİK - BOBİNAJ
DETAY
CAĞDAŞ FİDANCILIK
DETAY
GÜVEN EMLAK ELMALI ŞUBESİ
DETAY
UĞUR ELEKTRİK
DETAY
AVLAN FİDANCILIK
DETAY
GÖZDE OTO ELEKTRİK VE AKÜ
DETAY
DEMİRCANLAR HALI - PERDE - ÇEYİZ - EV TEKSTİLİ
DETAY
BOZDEMİR OTO LASTİK
DETAY
2010 - 2013 © batiakdeniz.com Tüm Hakları Saklıdır. Hiç bir bilgi ve resim kaynak gösterilmeden kopyalanamaz. yazılım : webustasi.com